Web site tasarım ve tanıtım hizmetleri...   www.webpostasi.net

Webpostasi.NET

Uyku ve Rüyalar
 
Beyaz Madde Durumları
 
ATATÜRK ve BİLİM
 
Tıp haberleri
 
Yerel alt ağlar 
 
TAT ALMA DUYUSU
 
DİĞER DUYULAR
 
D U Y U L A R 
 
Isik
 
FTProtolü ve XP Kurulumu 
 
Google Eğilimler
 
Dünya ve Ahiret Yaşamı
 
Atmosfer Hava Iklim
 
İndus Yazısı
 
Zapotek ve Kıstak Yazıları
 
Saçlar, Dişler, Bademcik, Apandis
 
Türklük bilinci
 
Otokton ve Türk Kültürü
 

IskicaP

                                                           U Y K U L A R  

Günde 8 saat, haftada 56 saat, ayda 224 saat ve yılda 2688 saatimizi uyuyarak geçiriyoruz. Bir başka deyişle yaşamımızın yaklaşık üçte birinde uyuyoruz. Bu, ilk anda yaşamımızın oldukça büyük bir kısmını hiçbir şey yapmadan geçiriyormuşuz diye düşünmemize neden olabilir; gözler kapalı, kaslar gevşek, soluk düzenli, sese ve ışığa duyarsız. Ancak, uyku sırasında beynimizde neler olduğuna yakından bakarsak hiç de öyle olmadığını görürüz. Beynimiz uyku sırasında oldukça etkindir; bu durumda bir şeyler yapmıyor olması olanaksız değil mi? Uyku sırasında beynimizde olan biteni inceleyebilmek için, elektroansefalograf adı verilen aygıtlardan yararlanılıyor. Beydeki biyoelektriksel etkinliğin bu aygıtla kaydedilmesineyse elektroensefalogram (EEG) deniyor.

 

1.) Uykunun Evreleri
Kesintisiz bir uyku çeşitli evrelerden oluşur. NREM (NonREM) ve REM uykusu iki temel evre. Ancak bunlardan önce, gözlerimizi kapatıp uykuya dalma arasında geçirdiğimiz bir süre var. Bu süreye de hipnagojik evre deniyor. EEG dalgaları, uykunun her evresinde farklılık gösterir. Çocuklar uykularının % 50’sini NREM uykusunda, % 50’siniyse REM uykusunda geçirirken, yetişkinlerde bu oran % 70 – 80 NREM, % 20 – 30 REM’dir. Yaşlılarsa, uykularının % 15 - 20’lik bölümünü REM uykusunda geçirirler. Bütün bir uyku süresince bu evreler, bir döngü biçiminde art arda 4 – 5 kez yaşanır.

 

1.) 1. NREM Uykusu
NREM uykusu da kendi içinde üç evreye ayrılıyor. Yüzeyel uyku olarak adlandırılan ilk iki evre uykuyla uyanıklık arasındaki geçiş dönemini oluşturuyor. Bu evrelerde uyuyan kişi kolayca uyandırılabilir.NREM uykusunun 3. evresiyse, derin uyku ya da yavaş dalga uykusu olarak adlandırılıyor. Derin ve dinlendirici olan bu uykuda, kaslar gevşer, sinir sisteminin işlevi yavaşlar, solunum hızı ve kas basıncı düşer. Yavaş dalga uykusunda, beynin farklı bölgelerindeki sinir hücreleri farklı davranışlar sergiler. Özellikle omuriliğin hemen üzerinde bulunan beyin sapındakiler etkinliklerini azaltır ya da durdururken, beyin korteksindeki ve önbeyin bölgesindekilerin etkinliklerinde çok az bir düşüş olur.

Hatta önbeyin bölgesindeki kimi beyin hücreleri en yüksek etkinlikte çalışır. Bu veriler, uyku sırasında beynin de uyduğu tezlerini çürütüyor. Uyku sırasında beynimiz sanki bir “bugi-bugi”ye binmiş gibi evreler arasında dolaşır, her evre değişiminde EEG dalgaları farklılık gösterir. NREM uykusunun üç evresi peş peşe sıralanır ve bu devre ortalama 90 – 120 dakika gibi bir sürede tamamlanır.

 

1.) 1.1 İlk Evre
İlk evrede, kalp atış hızı yavaşlamaya ve kaslar gevşemeye başlar. EEG ile, şiddeti ve frekansı düşük olan teta dalgaları gözlenir. Bu evre oldukça kısa sürer.

 

1.) 1.2 İkinci Evre
İkinci evrede, beyin dalgalarındaki düzensizlik artar; ani yükselmeler ve düşüşler gözlenir. Ani kas ve vücut hareketleri, kasılmalar, sıçramalar olabilir.

 

1.) 1.3 Üçüncü Evre
Uykunun iyice derinleştiği üçüncü evrede, dış uyaranlar genellikle kişiyi uyandıramaz. Beyin dalgalarındaki ani yükseliş ve düşüşler azalır; uzun delta dalgaları gözlenir

 

1.) 2. REM Uykusu
REM uykusu adını, Rapid Eye Movement (Hızlı Göz Hareketleri) sözcüklerinin baş harflerinden alır. 5 – 30 dakika kadar süren REM uykusunda, fizyolojik etkinlik, beyne giden kan ve oksijen miktarı artar. Hem önbeyindeki, hem de beyin sapındaki birçok hücre oldukça etkindir ve diğer sinir hücrelerine uyanıkken olduğundan daha fazla sinyal gönderilir. REM uykusu sırasında beynin harcadığı toplam enerji, uyanıkken harcadığından daha az değildir. Beyin sapında bulunan ve REM uyku hücreleri olarak adlandırılan özelleşmiş hücrelerin bu evreyi başlattığı düşünülüyor.

REM uykusunda olan kişinin gözleri göz çukuru içinde geriye doğru kayar ve hızlı hızlı hareket eder. EEG dalgaları bu evrede, kişi uyanıkken olduğundaki gibidir. Ancak, kaslar etkin değildir. Bu nedenle, rüyalar sırasında kaslarımızı hareket ettiremeyiz; bir tür uyku felci durumu gözlenir. Rüyaların büyük kısmı da bu evrede görülür. REM uykusu sırasında uyandırılan kişiler büyük çoğunlukla rüya görmekte olduklarını söylerler.REM ya da yavaş dalga uykusu yeterince uyunmadığında insanlar dinlenemediklerinden şikâyet ederler. Yapılan deneylerde, yavaş dalga ya da REM uykusu ortadan kaldırıldığında, bir sonraki gece bu iki uyku döneminin daha yoğun uyunduğu gözlemlenmiş. Uyku süresi kısaltıldığında da öncelikle yüzeyel uyku süresinin azaldığı, yavaş dalga ve REM uykusu süresininse olabildiğince korunduğu görülmüş.

 

 

2.)  Neden Uyuruz?
Neden uyuduğumuz ya da uykunun tam olarak ne işe yaradığı, henüz kesin yanıtları bulunamamış ama üzerinde birçok farklı varsayım üretilmiş sorular. Bu varsayımları iki temel gruba ayırabiliriz.Uykunun güçlendirici etkisi  ve Uykunun uyum sağlatıcı etkisi

 

2.) 1. Uykunun Güçlendirici Etkisi
Bu gruptaki tezlerden birine göre, yavaş dalga uykusu sırasında birçok beyin hücresinin etkinliğinin azalması, beyne kendisini toparlama ve onarma şansı veriyor. Ne var ki, REM uykusu söz konusu olduğunda birçok hücre uyanıkken olduğu kadar etkin olduğundan bu varsayım pek kabul edilebilir sayılmıyor. REM sırasında asetilkolin içeren sinir hücresi grupları etkin hale geçiyor. Bununla birlikte, REM uykusu sırasında norepinefrin, serotonin ve histamin gibi nörotransmiterlerin salgılanmasının durmasıyla reseptörlerin dinlenmesi ve duyarlılıklarına yeniden kavuşması da bu tezi güçlendiriyor.

Bu nörotransmiterler, amin grubu içerdikleri için bunlara monoaminler de denir. Monoaminler, beyinde yeni bağlantılar yapmakta da görev alıyorlar. Bunların salgılanmasının durmasıyla, REM uykusu sırasında beyin hücrelerinin yoğun etkinliği sonucu yanlışlıkla beyindeki bağlantıların değişmesi de önlenmiş oluyor. Kimi araştırmacılarsa, REM uykusunun belleğe katkıları olduğu görüşünde. Ancak bu konuda yapılan araştırmalar, bellek ve uyku arasındaki ilişkiyle ilgili henüz sağlam kanıtlar ortaya koyabilmiş değil. Beyin hasarı nedeniyle ya da ilaçla REM uykusundan yoksun kalanların aynı bellek performansı gösterebildikleri gözlenmiş. Bununla birlikte, uykudan yoksunluğun bir konuda yoğunlaşmayı olumsuz yönde etkilediği biliniyor.

Ayrıca, bir gecede REM uykusunda geçirilen süre hemen hemen hepimiz için aynı, ancak kimimizin belleği diğerlerinden daha güçlüdür. Yapılan bir araştırmanın sonucuna göre, gün boyunca basketbol oynayıp şut atma çalışması yapmak gibi beceriler isteyen şeylerden sonra uyumak, bu becerilerin pekişmesine yardımcı olurken, düşünsel beceri isteyen işlerden önce iyi bir uyku çekmek çok daha yararlı.

 

2.) 2. Uykunun Uyum Sağlatıcı Etkisi
Bu teze göre, REM uykusunda beyin hücrelerinin etkinliklerindeki artış, memelilerin çevredeki tehlikelerle başa çıkabilmelerini kolaylaştırıyor. Memeliler REM uykusu sırasında termoregülasyon yapamadığından, sinir hücrelerinin bu etkin hali, beynin metabolizmasını yükselterek koşullara kolay uyum sağlamayı kolaylaştırıyor.Bir başka tezdeyse, REM uykusundaki sinir hücrelerinin yoğun etkinliğinin ve enerji tüketiminin, sinir hücreleri bağlantılarının genetik olarak programlanmasında rol oynadığı ileri sürülüyor. REM uykusunun dış uyaranlar gibi rol oynayarak sinirsel gelişimin olgunlaşmasını sağladığı söyleniyor.Bir diğerindeyse, uykunun hayvanların kendilerini korumak için gereksinim duydukları bir şey olduğu iddia ediliyor. Gün ışığında avlanan hayvanlar için gece karanlık olduğunda uyumak, enerji depolamak ve hatta av olmamak için daha uygun deniyor.

 

 

3.)  Ne Kadar Uyku?
Genellikle günlük uyku – uyanıklık döngüsü, 8 - 10 saat uyku, 14 - 16 saat uyanık kalma biçimindedir. Bununla birlikte, herkesin uyku gereksinimi farklı olabilir. Bu daha çok, beyindeki hipotalamusta bulunan biyolojik saatin belirlediği bir süredir. İnsanlarda uyku ritmi yaş ilerledikçe değişir. Bebeklerde günlük ortalama uyku süresi 16 saatken, 4 yaşına doğru bu süre 12 saate ve yetişkinlik öncesinde de 10 saate iner. Yetişkinlerde ortalama süre 8 saattir. 50 yaşın üstündekiler, bebekler gibi gün boyunca sık sık uyuklarken, gece uykusu süresi azalır. Tüm memeliler, kuşlar, hatta arılar uyur. Bununla birlikte, hepsinin ortalama uyku süresi faklıdır.

Önceleri kalıtsal, davranışsal ya da fizyolojik olarak birbirine yakın türlerin uyku döngülerinin de birbirine yakın olduğu düşünülse de, yapılan araştırmalar bunun doğru olmadığını ortaya çıkardı. Uyku döngüleri ve hayvanlar arasındaki tek bağlantı, hayvanların boyutları. Büyük hayvanlar daha az uykuyla yetinirken, küçükler daha fazla uyuyor. Bunun nedeniyse, küçük hayvanların büyüklere oranla daha yüksek metabolizmaya, beyin ve vücut sıcaklığına sahip olması. Yüksek metabolizmalar da hücrelere zarar veren serbest radikalleri daha fazla üretiyor. Serbest radikallerle başa çıkmanın yoluysa, zarar görenleri yeni hücrelerle değiştirmek.

Ancak, beyinde birçok bölge doğumdan sonra kayda değer miktarda yeni hücre üretemez (öğrenme ve bellekten sorumlu hipokampus dışında). Metabolizmanın yavaşladığı yavaş dalga uykusu sırasında, uyanıkken uğranılan zarar giderilmeye çalışılır. Etkin olunmayan zamanlarda kimi enzimler hücre onarımında daha etkilidirler.

 

3.) 1. Kim Ne Kadar Uyur?
Hayvanların uyku süreleri daha çok vücut büyüklüklerine göre değişiyor. Örneğin, armadillo günde 18,1 saat uyurken bu süre insanlar için bebeklikte 16 yetişkinlikte 8 saat, tavşanlarda 11,4, köpeklerde 10,6, fillerde 3,9 ve zürafalarda 1,9 saattir.

                                                                
                                                 4.)
Rüyalar
 

Hepimiz rüya görürüz, hem de her gece. Ancak, çoğu zaman uyandığımızda rüyalarımızı anımsamayız. REM uykusu sırasında uyandırılanların çoğunluğu, rüya görmekte olduklarını söylerler. Rüyalar büyük oranda REM uykusu sırasında görülse de, yavaş dalga uykusunda da daha az oranda ve daha durağan rüyalar görürüz. Bu nedenle rüyalarla ilgili araştırmalar, daha çok REM uykusuyla bağlantılıdır. Yine de, REM uykusuyla rüya görmek aynı şey anlamına gelmez. Biliminsanları, rüyaların hammaddesinin daha önceden algılanan ve belleğe kaydedilen verilerin oluşturduğunu düşünüyorlar.

 

4.) 1. Neden Rüya Görüyoruz?
Neden uyuduğumuz sorusu gibi, neden rüya gördüğümüz sorusunun da henüz kesin bir yanıtı yok. Ancak, bu konuda çeşitli araştırmalar yapılıyor, varsayımlar üretiliyor. Kimilerine göre rüyalar, REM uykusunda beyinde gerçekleşen kimi etkinler sonucu oluşan bir yan ürün ve rüyaların bir işlevi yok. Beyin sapındaki sinir hücrelerinin bombardımanı sonucu oluşan düzensiz sinyaller, beynin üst merkezinde birtakım etkilere yol açıyor. Bu düzensiz sinyaller de, belirli görüntülere dönüşüyor ve rüyalar oluşuyor.Başka bir varsayıma göreyse, beyinde sürekli bir biçimde gerçekleşen etkinlik ve bağlantılar, uyku sırasında yavaşlıyor ya da bağlantılar seyrekleşiyor.

Bunun da, duygusal olarak uyanıklık düzeyimizi azaltarak günlük yaşamda karşılaşacağımız stresli ve zor olaylarla başa çıkmamızı kolaylaştırdığı söyleniyor. Bir diğerine göre, REM uykusu sırasında beyinde birçok yeni nöron bağlantısı gerçekleşiyor. Bu da, gün boyunca öğrenilen birtakım yeni bilgilerin pekişmesini sağlıyor. Hipokampusta tekrarlanan bilgiler uzun süreli bellekte depolanmak üzere üst merkezlere gönderiliyor. Bunun tam tersi bir görüşe göreyse, rüyalar sırasında beyindeki gereksiz bağlantılar koparılıyor ve uzun süreli bellekte depolanmayacak gereksiz bilgiler beyinden atılıyor. Bir başka deyişle, beynimiz “çöpü boşaltıyor”. Bu sırada, beyinde sayıları azalmış olan mesajcı moleküller sentezleniyor ve proteinler üretiliyor. Böylece beyin kendi kendisini onarabiliyor.

 

4.) 2. Nasıl Rüya Görürüz? 
4.) 2.1 Mekanizma
Beyindeki pons adlı merkez rüya görmeyi tetikleyen bölge olarak kabul ediliyor. Bu bölgeden gelen uyarıyla, beyinin orta merkezlerinden salgılanan asetilkolin, dopamin, β-karbolin ve dimetiltriptamin molekülleri üst merkezleri harekete geçirerek rüya görmemizi sağlıyor. 5 -30 dakika süren REM uykusu boyunca serotonin ve noradrenalin miktarının yavaş yavaş artmasıyla tekrar NREM uykusuna geçiş yapıyoruz. Miktarı artmış olan serotonin yavaş dalga uykusu sırasında birtakım enzimler yardımıyla melatonine dönüştürülür. Melatonin,  β-karbolin ve dimetiltriptamin gibi moleküllerin düzeyinin artmasıyla 90 – 120 dakika sonra, yeniden çok daha yoğun biçimde ve canlı rüyalar gördüğümüz REM uykusu evresine geçeriz.

 

4.) 2.2 Merkezler
Rüya gördüğümüz sırada beyindeki kan akışında bir artış gözlenir. Bu kanlanma daha çok reflekslerden, duygulardan, davranışlardan ve bilinçten sorumlu olan beyin sapı, limbik sistem ve önbeyinde gerçekleşir. Ayrıca bu merkezlere yakın olan görme ve işitme merkezleri de etkin hale gelir. Böylece daha önce gördüğümüz görüntüler ve sesler rüyalar sırasında kullanılır. Limbik sistemin etkisiyle bu görüntü ve seslere duygular eklenir. Daha sonra önbelleğin etkisiyle bu duygu içeren görüntü ve sesler belirli bir düzene konmaya çalışılır.

 

                                              5.) Uyku Bozuklukları. 

5.) 1. Uykusuzluk
Uykusuzluk, genellikle iki biçimde yaşanır: kişinin kendisini bilerek ve isteyerek uykusuz bırakması ve uyumak istese de uyuyamaması. Birincide, insanın uykusuzluğa ne kadar dayanabileceği tartışılırken, ikincisinde uykusuzluk hastalığının nedenleri ve bununla başa çıkma yöntemleri araştırılıyor.

 

5.) 1.1. Uykusuz Yaşayabilir miyiz?
Yapılan tüm deneyler, uykusuzluğun yaşam fonksiyonlarını olumsuz yönde etkilediğini gösteriyor. Uzun süre uykusuz kalındığında, vücut sıcaklığı düşebilir, bellek yavaşlar, konuşma güçlüğü çekilebilir, kaygı, bitkinlik, sinirlilik, paranoya, halüsinasyon görme gibi davranış bozuklukları gözlenebilir. Derin uyku yoksunluğu, bilişsel işlevlerde bozukluklara yol açabiliyor. Uykusuz kalma rekoru, 1965’te 17 yaşında bir Amerikalı tarafından kırıldı. Randy Gardner 11 gün boyunca hiç uyumadı.

Uykusuzluk deneylerinde deneklerde, konsantrasyon, motivasyon, algılama bozuklukları ve ileri düzey düşünsel süreçlerde gerileme gözlenmiş. Denekler, birkaç gece uyuduktan sonra tüm fonksiyonları normale dönmüş.Farelerin kullanıldığı deneylerdeyse, iki hafta uykusuz bırakılan fareler ölmüş. Farelerin ölüm nedeninin metabolizmanın çok fazla çalışması olduğu düşünülüyor.

 

5.) 1.2. Uykusuzluk Hastalığı - İnsomnia 
Uykuya dalamamak, daldıktan bir süre sonra uyanıp yeniden uyuyamamak, ışığa aşırı duyarlılık göstermek ve uykuda dinlenememek insomnianın belirtilerinden bir kısmı. Hastalık bellekte sorunlar, iş görmede güçlük, sinirlilik ve günlük işler sırasında uyanık kalmada zorlanma gibi sorunlara yol açabiliyor. Tansiyon ve stres gibi etkenlerin yanı sıra, birçok fiziksel ve psikolojik rahatsızlık da bu hastalığa neden olabiliyor.

 

5.) 1.2.1 Nedenleri
İnsomnia her yaştan, her cinsiyetten, her ırktan insanda görülebildiği gibi, ileri yaşlardakilerde ve kadınlarda görülme sıklığı daha fazla. Stres en büyük nedenlerden biri. Ayrıca, çok ciddi hastalıklar, ameliyatlar ya da yaralanmalar gibi travmatik olaylar, huzursuz bacak sendromu, periyodik bacak hareketleri bozukluğu ve Jet lag de insomnianın nedenleri olabilir.

 

5.) 1.2.2 Tedavisi 
Kısa süreli uykusuzluk hastalıklarında genellikle, uyku hijyenine uymak sorunun çözümü için yeterli olur.Uzun süreli, psikofizyolojik uyku hastalığının tedavisindeyse hem davranış terapisi, hem de ilaç tedavisinden yararlanılıyor. Davranış terapisinde, EMG biyogeribeslemeyle rahatlama alıştırmaları, psikoterapi ve uyarıcı denetim terapisine başvuruluyor.

 

5.) 2. Narkolepsi 
Uykusuzluk çekenlerin aksine, narkolepsiye yakalananlar gün boyunca kontrol edilemez bir biçimde 15 – 30 dakikalık uyku ataklarına yenik düşerler. Genellikle 15 – 30 yaşlarında ortaya çıkan hastalığın en önemli belirtileri, gün içinde uykulu olma, katapleksi, uyku felci ve uyku halüsinasyonlarıdır. Gece boyunca rahatsız uyumak, sık sık uyanmak ve kâbus görmek de narkolepsiye eşlik eder.

 

5.) 2.1 Nedenleri ve Tedavisi
Her ne kadar henüz narkolepsinin kesin nedeni bilinmiyor olsa da, bu konuda birtakım varsayımlar yapılıyor. Yapılan araştırmaların birçoğu, beyinde hipokretin adlı bir nörotransmiter eksikliğinin narkolepsiye yol açtığını gösteriyor. Köpekler ve farelerle yapılan araştırmalarsa narkolepsinin kalıtsal olabileceğini gösterirken, insanlarda hastalığın kalıtsal olduğuna ilişkin hiçbir gösterge yok. Narkolepsi hastalarının genellikle yakın akrabalarında, hatta tek yumurta ikizlerinde hastalığa rastlanmamış. Bir başka araştırmaya göreyse, kişinin bağışıklık sistemi narkolepsiye yol açabiliyor. Çevresel etkilere/toksinlere karşı duyarlı olan oto bağışıklık sistemi, antijenlere benzettiği kendi nöronlarına saldırarak zarar veriyor.

Narkolepsi tedavisinde genellikle, metilfenidat (Ritalin), dekstrafetamin (Dexedrine) ya da pemolin (Cylert) gibi uyarıcılar kullanılıyor. Ayrıca kimi antidepresanlara da katapleksi, uyku felci ve halüsinasyonların tedavisi için başvuruluyor. Bunlara ek olarak hastalara, yatmadan en az 3 saat önce hafif egzersiz yapmak, akşamları kafeinli şeyler içmekten vazgeçmek, planlı olarak belli saatlerde şekerleme yapmak ve gün boyunca hafif yiyecekler yemek gibi, kaliteli bir uyku için gerekenler öneriliyor.

 

5.) 3. Horlama
Horlama, uyurken soluk aldığımızda yutak çevresindeki yumuşak dokuların titreşmesiyle oluşan sestir. Üst solunum yolunun daralmasıyla horlama artar. Kişide yaş ilerledikçe horlama sorununun ortaya çıkma olasılığı yüksekse de, asıl neden daha çok, fazla kilolardır. Genellikle fazla kilolardan kurtulmak, uyku hapı ve alkol kullanmamak, boyun yapısına uygun bir yastık kullanmak sorunu çözmeye yeter.

 

5.) 3.1. Uyku Apnesi
Uykuda solunum durmasıysa, yüksek sesle horlayan kişinin soluğunun 20 – 30 saniye boyunca durması, kişinin bu duraklamalarla uyanması ve gün boyunca uykulu gezmesi rahatsızlığıdır. Bu rahatsızlık, soluk duraklaması nedeniyle, kandaki oksijen azalmasına bağlı olarak kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon ve felç gibi başka rahatsızlıklara yol açabilir. Uyku apnesi tanısı için polisomnograf adlı bir testten yararlanılıyor. Tedavisinde tıpkı horlamada olduğu gibi, fazla kilolardan kurtulmak, uyku öncesi alkol ve uyku hapı almamak, uyku hijyenine uymak gibi basit yöntemlere başvurulduğu gibi, daha ciddi durumlarda soluk almayı kolaylaştırıcı maskeler kullanılıyor.

 

5.) 4. Uykuda Yapılan İstemsiz Hareketler
Uykuyu bozan ve istemsiz olarak yaptığımız hareketlerin başında uykuda diş gıcırdatma, konuşma, uyurgezerlik ve özellikle çocuklarda görülen sıçrayarak uyanma gelir. Uyurgezerlik ve sıçrayarak uyanmak, sanıldığının aksine rüyalar ya da kâbuslarla ilintili değildir; genellikle derin uyku sırasında gerçekleşir. Uyanınca anımsanmaz ve uyku sırasında beyinde farkında olunmayan bir uyanıklık durumuna neden olur.

 

5.) 4.1. Nedenleri ve Tedavisi
Uyurgezerlik ve sıçrayarak uyanma, daha çok çocuklarda görülür ve 15 yaşından sonra geçer. Yetişkinlerdeyse, stres, alkol ya da uykusuzluk gibi etkenlerle ortaya çıkabilir. Genellikle tehlikeli değildir; uyurgezer kişinin yatağının önüne yüksek bir engel koymak ve pencereleri kapatmak gibi önlemler almak yeterli olabilir. Birtakım psikolojik nedenler yüzünden ortaya çıkmışsa eğer ciddiye alınması gerekebilir. Bu durumda antidepresanlara ve davranışçı tedaviye başvurulabilir. Uzmanların kalıtsal olabileceğini söyledikleri huzursuz bacak sendromuysa, hormonal değişimlerin yaşandığı hamilelik döneminde artış gösterir. Ayrıca vücutta demir eksikliği ve bacak sinirlerinin zarar görmesi de nedenlerinden sayılabilir.

Çok ciddi olmayan durumlarda, yatmadan önce ılık duş almak, kafein ve alkol kullanmamak, bacaklara masaj yapmak işe yararken, ciddi boyutlardaki rahatsızlıklar için hekimlerin önerdiği ve daha çok Parkinson hastalığının tedavisinde kullanılan birtakım ilaçlardan yararlanılır. Huzursuz bacak sendromu aynı zamanda insomnianın da nedenlerinden biri olabilir.

 

 

6.) Uyku Hijyeni
Uyku hijyeni, hem uykusuzluk sorunu olanlara, hem de daha kaliteli bir uyku uyumak isteyenlere uzmanların birkaç basit önerisinden oluşuyor.

 

Düzenli bir uyku saatiniz olsun, İyice uykunuz gelmeden yatmayın. Yatakta fazladan zaman geçirmeyin, Yatağınızı yalnızca uyumak için kullanın. Yattıktan sonra saate bakmayın. Yatış saatinden 3 – 4 saat önce hafif egzersizler yapın. Yatak odanızın mümkün olduğunca sessiz olmasını sağlayın. Aç karnına yatmayın. Geceleri nikotinden uzak durun. Geceleri alkolden uzak durun.

Akşam yemeklerinden sonra kahve ya da kolalı içecekler gibi kafein içeren şeyler içmeyin. Uyku saatini rahatlatıcı ve gerilimsiz kılmanın yollarını bulun. Boynunuza uygun bir yastık ve yeterli sertlikte bir yatak kullanın. Akşamları ağır, yağlı ve baharatlı yiyecekler yemekten kaçının. Peynir, jambon, patlıcan, avokado, kuruyemiş, soya sosu, biber, ahududu, kırmızı şarap gibi yiyecek ve içecekler uykunuzu kaçırabilir. Nefes egzersizleri ya da masaj da uyumanıza katkıda bulunabilir.


7.) Uyku Hapları 
Uyku hapları, 1950’lerde Polonyalı kimyacı Leo Sternbach’ın daha sonraları librium, diazepam ve valium haplarında kullanılacak olan kimi etken maddelerin uyku üzerindeki etkilerini keşfetmesiyle ortaya çıktı. Haplar birkaç farklı sınıf altında toplanıyor. Büyük bir kısmı, benzodiazepin adı altındaki ilaçlardan oluşurken, diğerleri imidazopirinler ve pirazolopirimidinler adlarını alıyor. Aynı sınıftaki ilaçlar da yarılanma ömürlerine göre farklı adlarla piyasada bulunuyor. İlacın yarılanma ömrü, kandaki yoğunluğunun yarıya inmesi demek. Bir ilacın yarılanma ömrü ne kadar kısaysa, o kadar kısa sürede etki gösteriyor ve vücuttan atılması da o kadar çabuk oluyor anlamına geliyor.

Yarılanma süresi uzun olan ilaçların etkin olma süreleri de uzun olduğundan, ertesi gün de etkileri sürer ve bütün gün uykulu gezmeye yol açarlar. Son yıllarda piyasa çıkan zaleplon türü hapların yarılanma ömürleri 1 saat gibi kısa bir süre. Uyku haplarının genellikle en fazla 1 hafta – 10 gün kullanılmaları öneriliyor. Ancak, yeni çıkan eszopiklon türü ilaçların 4 haftaya kadar kullanımlarının olası olduğu söyleniyor.Bununla birlikte, beyin epifizinin uyku sırasında en çok salgıladığı hormon olan melatonin gibi hormonlar da son yıllarda uyku sorununa çare olarak kullanılmaya başlandı. Ancak, bunların etkileri henüz tam olarak kanıtlanmış değil.

 

7.) 1. Etkileri
Uyku haplarının yarattığı ilk olumsuzluk, uzun süreli kullanımlarda vücudun bunlara karşı direnç göstermesidir. Bu durumda, kullanıcılar aldıkları dozu artırarak kimi risklere girebilirler. Ayrıca yüksek doz, haplara bağımlılık durumunu da ortaya çıkarabilir. Uyku hapları, uyku apnesi rahatsızlığı olanlarda, hamilelerde ve aşırı miktarda alkol tüketenlerde birtakım rahatsızlıklara yol açabilir. Ancak, uykusuzluğun nedenleri depresyon, anksiyete ya da başka bir bozukluk olabilir. Bu nedenle, hapların hekime danışılmadan alınması, bu hastalık ve bozuklukların tedavisine engel olabilir. Uyku hapı almayı ilk çare olarak görmek, uyku hijyenine uymak gibi daha etkili çözümleri göz ardı etmeye de neden olabilir. Tübitak 2008 Kasım.



Dizayn by Webpostasi.NET